Bir çok meslek erbabı yani esnaf, kendi geçimini sağlamak için çalışır.
Esnaf olarak çalışan işyeri açanlardan zengin olanın kaçını tanırsınız?
Mesela Tarsustan örnek verelim. Gerçek zanaat sahibi zengin olmuş bir Allahın kulunu ben tanımıyorum
Ancak birbirinden biraz farklı, daha fazla iş yapan durumu öbüründen biraz daha iyi olan olabilir
Bu durum esnafın zengin olduğunu göstermez.
Esnaflıktan tüccarlığa geçen veya alışveriş merkezi kuran hiçbir esnafı ben tanımıyorum.
Tarsusta en az 50 yıldır esnafların içinde yaşayan bir kişiyim.
Gelelim bizim gazeteciliğe
Tarsusta en çok sözü edilen, eleştirilen mesleklerin başında gazeteciler gelmeye başlandı.
Gazetecilik yapanların içinde bu meslekten para kazanıp ev, araba, işyeri alanı gördünüz mü?
Kötü örnek örnek olmaz.
Hani Aşık Veysel'in bir sözü vardı; Güzelliğin on para etmez bendeki bu aşk olmazsa
Gazetecilik mesleği de aynen öyle.
İyi yazarsan bir çok yerde "yalaka" diye söylerler.
Gerçek haber yazarsın onada "çekemiyor" "kıskanıyor" derler.
Gerçekten yalakalık yapanlara zaten insanlar bir kulp takmıştır.
Onlarda bu isme ezelden alışık olduklarından pek takmıyorlar!
Yalan, rezil iftiralar atanlar zaten neden yazdıkları belli olduğundan onlar içinde sorun teşkil etmiyor...
Yaşla kuru aynı ortamda çalışıyor.
Ancak vatandaş bu ayrımı yapmıyor karıştırıyor.
Bazen bizi yazmaya zorluyor, yazmayınca korkaklıkla suçluyor bazen de şüphe ile bakıyorlar.
Herhalde bizlere savcı, hakim gözüyle bakmak istiyorlar!...
Netice de ne İsaya nede Musaya yaranamıyoruz.
Meslek mi nankör yoksa insanlar mı yağcılıktan hoşlanıyor!
Gerçekler hiç kimseyi memnun etmiyor.
Günlerce sırtladığın, övdüğün, düzgün, demokrat gördüğüm insanlar bile yağlanmaktan hoşlanıyor...
Sanki bizler yağcı onlar yağlanacak birer makine, bizde onların yağcısıyız gibi görüyorlar herhalde!
Baksanıza önüne gelen gazetecilere vurmayı marifet sayıyor...


















