Akrabalarımdan genç bir kadınla yaptığım kısa bir sohbet, bende hayatın anlamı üzerine bazı çağrışımlar uyandırdı.
Rabia çocuklarını biraz büyüttükten sonra günlük yaşamında epeyce boş zamanının olduğunu görür. Ailesine harcadığı zamanın dışında kendisi için de bir şeyler yapmak ister ve saz kursuna yazılır. Eşi ilk başta karşı çıkar, ama onun heyecanını, kararlılığını gördükten sonra en büyük destekçisi olur.
Rabia bugün “Tarsus Türk Halk Müziği Derneği”nin etkin bir üyesi. Dernek faaliyetleri onu yormak yerine mutlu ediyor ve oradan sağladığı pozitif enerji yaşamının her alanına yayılıyor.
Rabia ile konuşurken, Nora Ephron’un yönettiği, 2009 yılı yapımı, gerçek iki kadının öyküsünü anlatan “Julie ve Julia” filmini hatırladım.
1949 yılı... Julia’nın eşi ABD’nin Paris büyükelçiliğinde diplomattır. Boş zamanı çok olan ve canı sıkılan Julia, can sıkıntısından kurtulmak için, eşinin de teşvikiyle Fransız yemeklerini öğrenmek üzere kursa başlar. Bu konuda pek yetenekli değildir, ama azimlidir. Bir süre sonra zevk tutkuya dönüşür ve gün gelir, Julia Amerikalılar için Fransız yemek tarifleri içeren bir kitap yazma işine girişir. Eşi başka başkentlerde görevlendirilir, Paris’ten ayrılırlar, ama Julia kitap yazma amacından vazgeçmez. Sekiz yıl süren zorlu bir uğraştan sonra ortaya ansiklopedi gibi bir kitap çıkar. Sonrası ise, yıllarca sürecek televizyon programları ve kitabının 50’ye yakın baskı yapmasıyla tümden bir başarı öyküsüdür.
2000’li yıllar... Son derece sıkıcı bir işte çalışan Julie mutsuzdur. Bir hedefinin olması gerektiğine inanır. Eşinin de cesaretlendirmesiyle, bir yıl boyunca, Julia’nın yemek kitabından hergün farklı bir tarife göre yemek yapmaya ve bu sırada yaşadığı deneyimi, duygularını, düşüncelerini yazarak internet ortamında kamuoyuyla paylaşmaya karar verir. Yorgunluk, can sıkıcı gelişmeler, bir yığın zorlukların ardından gelen ise, geniş kitleler tarafından tanınmak, yazdıklarının kitaba dönüşmesi ve bundan sonraki tüm yaşamına yayılan mutluluktur.
Rabia, Julia, Julie... Bu üç kadının yaptıklarını, başarılarını göz önünde bulundurarak, demek ki, insanın hayatının anlamlı olabilmesi için bir hedefinin olması gerekir diye düşündüm. Fakat hemen sonra bu düşüncemden vazgeçtim. Öyle ya, bir mafya babasının da hedefi vardır; şimdi böyle birinin hayatını da mı anlamlı bulacağız?
Sorular soruları doğurur, “Hayatın anlamı nedir?” sorusunun çengeli kafamda sallanıp dururken, ziyaretimize gelen akrabalarımdan bir genç kıza sordum aynı soruyu. Hiç tereddüt etmeden, “Mutlu olmaktır” diye yanıtladı beni. “Peki ama” dedim, “uyuşturucu kullanan biri de mutludur.” Bir süre birlikte kafa yorduk doğru yanıtı bulabilmek için, ama bir türlü işin içinden çıkamadık ve Emre Kongar’a başvurduk.
Kongar, “Yaşamın Anlamı” adlı kitabındaki denemelerden birinde, yaşamın anlamının ve amacının soyut insan / insanlık için bilgi, somut insan için de sevgi üretmek olduğunu söyler.
Britanyalı edebiyat eleştirmeni ve düşünür Terry Eagleton ise “Hayatın Anlamı” adlı eserinde Kongar kadar kesin bir hüküm veremez. “Modernitenin bir özelliği, neredeyse hiçbir önemli sorunun çözüme bağlanamamasıdır” der ve “Eğer hayatlarımızın bir anlamı varsa bu anlam bizim onlara kazandırdığımız bir şeydir; onların hazırlop donattığı bir şey değil” sonucuna varır.
Daha sonra konuyu biraz daha açarak, hayatın anlamının önceden hazır olmadığı, daha ziyade inşa edildiği ve her birimizin bunu farklı yollarla yapabileceği şeklindeki bir anlayışa ulaşır.
Bu anlayış, hayatımıza bir anlam katmanın kendi elimizde olduğuna işaret etmesi bakımından önemlidir.
Erdal Atabek’in, İlhan Selçuk’u anlatırken söyledikleri de Eagleton’u destekler niteliktedir. Atabek, “Bence İlhan Selçuk’un sürekli sergilediği bilgece tavır, yaşamına anlam vermesinin sonucuydu” der.
Peki, İlhan Selçuk o anlamı nasıl vermiştir? Bunun sırrını Selçuk’un kendi sözlerinde bulabiliriz. Şöyle diyor: “İnsan ömrünü bir taşı yontmakla geçirir ve sonunda kendi heykeli çıkar ortaya...”
Öyleyse, marifet iyi bir heykel yontucusu olabilmekte diyebilir miyiz?...
Bugün Kültür Sitesi’nde derneği ile birlikte sahne alacak olan Rabia’ya başarılar diler, bana bütün bunları düşündürttüğü için teşekkür ederim.


















