Havada turunçgillerin kokusu var.
Eskisi kadar her yerde rastlamasak da eski mahallelerimiz hala mis gibi kokuyor.
Kuş sesleri desen huzur veriyor.
Bu ara eski mahallelerimizi çok dolanıyorum. Bu güzel kokuyu alabilmek için.
Eş dost ziyaretleri de güzel oluyor.
Bazı sokaklar eskisi gibi değil hatta mahalleleri bile tanıyamıyoruz. Artık o güzelim hayatlar birer ikişer yok oluyor.
Tabi ki kentsel dönüşüm gerekli ama nelerin yok olduğunun farkına şimdi varamıyoruz.
Bir sonraki nesil bu güzellikleri belki ekrandan izleyebilir ama bu kokuları asla alamayacaklar.
Eski mahalleleri her zaman gezmeyi çok severim.
Bahçelerden el uzatan dallara gülümser çiçeklerin konusunu almaya çalışırım.
Duvarların üzerimdeki saksıları, bahçe kapılarına taç olan gelin duvaklarına, yaseminlere, hanımellerine, güllere seyre dalarak yürümek bana ayrı bir huzur verir.
Bahçeye ekilen çiçekler, meyve ağaçları her evin önünde mutlaka bir avuç toprakta can bulurlar.
Meyveleri de tüm sokaktakiler nasiplenir.
Hele çocuklar. Mahallelerin canlı hayatı.
Hele komşuluk. Evden eve sohbetler, yemek uzatmalar, hal hatır sormalar. İnsanın yaşadığını hissettirmez mi?
Birde insanın her hali.
Eski mahallelerde mi kalıyor?
Eski evlerin bahçeleri yok olup devasa binalar dikilirken sadece evler, bahçeler mi yok oluyor?
Komşuluk, insanlık, çocuk sesleri hepsini birlikte beton yutuyor.
Daha büyük binalarda daha konforlu yaşayalım derken aslında hiçleşiyoruz. Farkına bile varamadan.
Bir yanda bahçesi betonla kaplanmış yeni inşaat alanları yanı başında sırasını bekleyen eski küçük, bahçeli evler.
Dönüşüm çoktan başlamış, ikisi bir arada.
Yeni binalar, komşuluk olmayan yeni komşular.
Evinden çıkıp komşunun kapısını çalıp teyze bana şu verir misin, diyemeyecek en çok sitenin betonuna yapışacak, ayağı çamur olmasın denen çocuklar.
Aman yavrum sakın dışarı çıkmayın diye de tembih edilecekler.
Betonun içinde büyükleriyle birlikte ekran kaydıracaklar.
Sokakları dolaşırken hep bunlar geçiyor aklımdan ve bir nefes daha bir daha nefesleniyorum.
Çok yakında bu kokuları alamayacaksın yaşarsan diyorum kendine. Tadını çıkar.
Çocukların sesi, kuşların cıvıltısı, çiçeklerin kokusu bitecek. Hayatın neşesi kaçacak. Sizce de kalacak mı?
Kentimde moderin dedikleri parklar tasarlıyorlar. Ağaç, yeşil yok denecek kadar az.
Betonlar ve anlam veremediğim tasarımlar, oralarda nasıl nefes alacağız? Eski parklarda yenileniyor güya.
Kentimin merkezinde Yarenlik Alanı var. Eskiden buralarda turunç ağaçları dikiliydi. Bu mevsimde o yolu yürürken misler gibi kokardı. Diğer yandan da çiçekleri ile birlikte turunç meyveleri seyirlik keyif olurdu.
Şimdi yoklar. Kesip yerine hibrit çalılar diktiler.
Gerçi yozlaşmış kauçuktan başka bir şey bırakmadılar. Onları da yer yer kestiler. Her yeri beton ettiler.
Ve Atatürk büstleri ve sözlerinin kaideleri de söküldü yerine koyacak bir şey bulamadılar bir yamuk şekil koydular.
Bölgemizde yetişen güzelim ağaç ve bitkilerden eser yok. Tasarım için hibrit bitkiler ekiliyor.
Bir akasya, bölgemizin adına uygun turuçgiller, ladin türleri, defne gibi o kadar güzel ve sağlıklı bitkileri neden dikilmez ki? Söğüt ayrı bir manzara olmaz mı?
Birde çiçeklerimiz, çıtlık, reyhan, gül damlası gibi çokça çeşit kendi çiçeklerimizi de görmek güzel olmaz mı? Her biri ayrı sağlık kokar.
Bölgemiz Çukurova yazın güneşe ateş edenimiz olur.
Bir taraftan da ağaçları budayıp sadece kök bırakırken, tek tek de kesilip yok ediyorlar.
Güneş kavururken, nefesimizde kesiliyor.
Nereye kadar?
Bu dünya sadece şu anın ve bizim değil. Gelecek nesillerin, ağaçların, kuşlar ve yaşayan bütün canlıların.
Kalın Sağlıcakla__Bizim Olanı Koruyalım__Meyrem'ce


















