:

:

:

Eğitim Sen’liler, “20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü’nde Çocuklar ve Hakları Ciddi Tehditlerle Karşı Karşıya”

Eğitim Sen Tarsus Şubesi Yürütme Kurulu Üyeleri, Türkiye’de çocuk haklarına yönelik olarak ortaya çıkan karanlık tablo, çocuk haklarının ülkemizde sadece kâğıt üzerinde kaldığını gösterdiğini belirtti.
Tarih: 21 Kasım 2019 Perşembe 11:30
Eğitim Sen’liler, “20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü’nde Çocuklar ve Hakları Ciddi Tehditlerle Karşı Karşıya”
Yazı Boyutu:
Metni küçült
Metni büyüt

20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü sebebiyle yayınladıkları yazılı açıklamalarında şu düşüncelere yer verdi:

“20 Kasım, 1989 yılından bu yana Birleşmiş Milletler (BM) tarafından dünya genelinde çocukların karşı karşıya kaldıkları hak ihlallerini gündeme taşımak amacıyla ‘Dünya Çocuk Hakları Günü’ olarak kutlanmaktadır.

Özellikle savaş, yoksulluk ve sefaletin hüküm sürdüğü coğrafyalarda yaşam mücadelesi veren çocukları korumak ve koşullarını iyileştirmek için 20 Kasım 1989 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu ‘Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’yi imzalamış ve o tarihten bugüne 20 Kasım ‘Dünya Çocuk Hakları Günü’ olarak ilan edilmiştir.

Çocukların yetişkinlerden daha farklı ihtiyaçlara ve haklara sahip olması gereğinden yola çıkan BM, bu sözleşme ile çocuk haklarını güvence altına almayı hedeflemiş ve taraf devletleri 54 maddeden oluşan sözleşme maddeleri gereğince kendi iç hukuklarında değişim yapmaya zorlamıştır.

Türkiye, çocuklar arasında yasalar önünde bile eşitliği sağlayamamış, çocuklara yönelik suçların artması, istismar, tutuklamalar ve hak ihlalleri ile 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü’nü karşılamaktadır.

Çocuklar ve Hakları Tehdit Altındadır 

Türkiye’nin de taraf olduğu Çocuk Haklarına Dair Sözleşme halen dünya genelinde en çok sayıda ülke tarafından kabul edilen insan hakları belgesi olma özelliği taşımaktadır.  197 devletin imzaladığı ve çocuk hakları konusunda yükümlülük altına girmeyi taahhüt ettiği belge, çocuklar için daha iyi bir dünya çabası açısından önemli bir dayanak olmayı sürdürmektedir. Türkiye, çocuk haklarına öncelik vereceğini taahhüt ederek sözleşmeyi 1990’da imzalamış, 1994’te onaylamış ve 1995 yılında Resmi Gazete’de yayımlayarak ilan etmiş olmasına rağmen ülkemizde çok sayıda çocuk, sayısız hak ihlaline maruz kalmaktadır.

Türkiye’de eğitim ve sağlık sisteminden kadın politikalarına kadar her alanda çocukların yararını değil, kendi çıkarlarını düşünen mevcut sistem; çocuklarımızın sahip olduğu heyecan, merak ve yaratıcılıktan açıkça korkmaktadır. Bu nedenle toplumsal yaşamdan dışlanarak aile içine hapsedilen kadınlar ve çocuklar devlet politikaları ile sosyal yaşama katılımdan uzaklaştırılmaktadır. Son olarak otizmli çocuklara yönelik olduğu gibi, özel eğitim alanındaki çocuklar da sık sık ayrımcı ve dışlayıcı uygulamalarla karşı karşıya bırakılmaktadır.

Okul öncesi kurumları ve kreşleri kapatan, kadınları ev içine hapseden ekonomik ve sosyal adımlar çocukları da doğrudan etkilemekte, çocuklara yönelik artan şiddet ve istismarın önü açılmaktadır. Türkiye 1995 yılında Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni bazı önemli maddelerine çekince koyarak çocuklar arasında etnik köken, din ya da kültüre dayalı ayrımcılık yapılması meşrulaştırılmıştır.

Türkiye’de eğitim sisteminin müfredat, ders kitapları ve uygulama alanları itibari ile çocukların, etnik köken, dil, din ve inanç ayrımcılığı ile karşı karşıya olduğu bilinmektedir. Özellikle Kürt, Alevi, Roman ve yoksul çocuklar ile diğer etnik ve inanç kökenine sahip çocuklar, özellikle Suriyeli çocuklara yönelik ayrımcı uygulamaların artmış olması düşündürücüdür.

Çocuklarla İlgili 9 Yılda 153 Bin Dava Açılmıştır 

Adalet Bakanlığı’nın daha önce açıkladığı raporlarda yer alan ‘çocuğun cinsel istismarı suçu için açılmış davalar’ istatistiklerine göre, 2010 ile 2018 yılları arasında toplam 153 bin 250 yargılama yapılmıştır.

İHD İstanbul Şubesi Çocuk Hakları Komisyonu’nun raporuna göre, son 16 yılda 18 yaşın altında 440 bin çocuk doğum yapmıştır. Cinsel suçların yüzde 46’sının çocuklara karşı işlenirken, çocuğun cinsel istismarında Türkiye’nin dünya listesinde 3. Sıradadır.

Çocuklarla ilgili adli istatistikler de alarm verici durumdadır. Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğünün yayımladığı verilere göre, Türkiye’de 7 adet ‘Çocuk ve Gençlik Kapalı Ceza ve İnfaz Kurumu’ (Ankara, Diyarbakır, Hatay, İstanbul, İzmir Kayseri, Tarsus) Ayrıca 4 adet Çocuk Eğitim Evi bulunmaktadır (Ankara, Elazığ, İstanbul, İzmir Urla). Çocuklar bu kurumlar dışında yetişkinler için düzenlenen kurumlara da yerleştirilmektedir. Adalet Bakanlığı verilerine göre cezaevlerinde 12-17 yaş arasında (18 yaşından gün almamış) çocukların sayısı 2.491‘dir. Bunların 1.719’u tutuklu, 772’si hükümlüdür. Çocukların 2.416’sı oğlan, 75’i kız çocuğudur.

Çocuklar Eğitim Hayatından Koparılmaktadır

Eğitimde 4+4+4 düzenlemesiyle zorunlu eğitim 12 yıla çıkarılırken kademeler 4+4+4 olarak ayrılarak, okula başlama yaşı düşürülmüştür. Bununla beraber okuldan ayrılmanın önünün açılması ile birlikte çocuk işçiliğin yaşı da 14’e kadar düşürülmüştür. Bu durum, çocukların eğitim hakkından mahrum kalmasının önünü açarak, ucuz iş gücü olarak çalışma hayatında yer almasını kolaylaştırmıştır. Eğitimde 4+4+4 düzenlemesi başta olmak üzere, çıraklık ve stajyerlik uygulamaları gibi çok sayıda düzenleme çocukların eğitimden uzaklaşmasını ve işçi olarak çalışma yaşamına sürüklenmesine neden olan sonuçlar ortaya çıkarmıştır.

Türkiye’de çocuk işçi sayısında yaşanan artışın temel nedenlerinin başında eğitimde 4+4+4 dayatması ile başlayan ve çocukları örgün eğitim dışına iten politikalar ve devletin patronlara yönelik çırak ve stajyer çalıştırmayı kolaylaştıran düzenlemelerinin belirleyici etkisi olduğu açıktır. Eğitimde 4+4+4 düzenlemesine geçilmesinin ardından yapılan yasal düzenlemeler ile çocuk işçiliğinin önü çıraklık ve stajyerlik uygulamaları üzerinden artmış, çocuk işçilerin çalışma koşulları daha da ağırlaştırılmıştır. Bugün sayıları 1,5 milyona yaklaşan stajyer-kursiyer-çırak sömürüsünün artması, çocukların ‘çırak’, ‘stajyer’ kimliğiyle çalıştırılmasının, dolayısıyla çocuk emeği sömürüsünün önünü daha da açmıştır.

Çalışan çocukların bir bölümü tarım sektöründe ucuz iş gücü, bir bölümü de ücretsiz aile işçisi olmaktadır. Kız çocukları da benzer nedenlerle eğitim öğretimden uzaklaşarak çocuk yaşta evliliğe sürüklenmekte, iş gücüne kayıt dışı olarak katılmaktadır. Kız çocuklarının yaptıkları işlerin büyük çoğunluğu evde yapılan ücretsiz ev işleri şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca anadilinde eğitim alamayan öğrencilerin okulda başarısız olarak eğitim dışına itilmeleri de okulu erken yaşta terk etmelerine neden olmaktadır. Artan yoksulluk ve işsizlik nedeniyle aileleriyle birlikte göç etmek zorunda kalan çocuklar göç ettikleri şehirlerde çocuk işçi olarak çalışmak zorunda bırakılmaktadır.

Çocuk İşçiliği ve Sömürüsü Artmaktadır

Çocukların sömürü aracı olarak kullanılması beraberinde çocuğun eğitim hayatından kopmasını getirmekte, çocuğun ihmal ve istismarının başlangıcını da çocuğun eğitim hayatından koparılması oluşturmaktadır. TÜİK verilerine göre Türkiye nüfusunun yüzde 28’ini, başka bir ifadeyle 23 milyonunu çocuk nüfusu oluşturmaktadır. Suriye krizi ile birlikte başlayan göç dalgasının ardından Türkiye’de yaşayan mülteci çocuk sayısının 1,7 milyon olduğu tahmin edilmektedir.

Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomi ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin (BETAM) araştırmasına göre, Türkiye’de yaklaşık her üç çocuktan biri, başka bir deyişle 7 milyondan fazla çocuk şiddetli maddi yoksunluk çeken hanelerde yaşamaktadır. Uzun süren gelir yoksulluğunun bir sonucu olan maddi yoksunluk, yetişkinlerde geçici olabilirken çocuklarda genelde ömür boyu sürmekte ve sonraki nesillere aktarılma riski taşıyor. Türkiye’de yaşayan çocukların yüzde 51,3’ü son 12 ay içerisinde ev kirasını, elektrik, su, gaz ve kredi kartı faturalarını planladığı gibi ödeyemeyen hanelerde ikamet etmektedir.

Dünyada  218 milyonu aşkın çocuk işçi varken, Türkiye’de 2 milyonu aşkın çocuk işçi bulunmaktadır. Her 10 çocuktan 8’i güvencesiz çalışmakta, her üç çocuktan biri, ısınma ve beslenme ihtiyacının yeterli karşılanamadığı ailelerde yaşamını sürdürmektedir.

182 sayılı ILO Sözleşmesi ve 190 sayılı Tavsiye Kararı çerçevesinde, Türkiye’de çocuk işçiliğinin en kötü biçimleri; ‘Sokakta çalışma, küçük ve orta ölçekli işletmelerde ağır ve tehlikeli işlerde çalışma, tarımda aile işleri dışında ücret karşılığı gezici ve geçici tarım işlerinde çalışma’ olarak belirlenmiştir. Son 7 yılda 385’ten fazla çocuk iş cinayetlerine kurban gitmiştir. İş cinayetlerinde hayatını kaybeden çocuk işçilerin kimisi bir yandan okula devam ederken diğer yandan çalışan çocuklardır. Türkiye’de çocuk işçilik, özellikle okulların kapalı olduğu yaz dönemlerinde artış göstermektedir.

Artan mülteci nüfusuyla birlikte, mülteci çocuk işçiler de iş cinayetlerinde yaşamını yitirmeye başlamıştır. Özellikle Suriyeli sığınmacı çocuklar, emek piyasasında daha kötü koşullarda ve düşük ücretlerle çalışmakta ve ayrımcılığa uğramaktadır. Özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler, ucuza ve uzun sürelerle çalışabilecek ve ücret pazarlığına girmeyecek, temel işçi haklarını aramayacak, her türlü çalışma koşulunu kabul edecek mülteci çocukları karın tokluğuna çalıştırmaktadır. Mülteci çocuklar hem daha kötü koşullarda ve daha tehlikeli işlerde çalışmakta, hem de ayrımcılığa, saldırıya maruz kalmaktadır.

Çocuk Hakları, İnsan Haklarıdır!

Çocukların erişkinlerden farklı fiziksel, fizyolojik, davranış ve psikolojik özellikleri olduğu, sürekli büyüme ve gelişme gösterdiği bilincinin yerleşmesi, çocukların bakımının bir toplum sorunu olduğu ve bilimsel yaklaşımlarla herkesin bu sorumluluğu yüklenmesi gerekmektedir. Çocukların çocukluklarını yaşayabilmelerini sağlamak, onları her türlü fiziksel, duygusal, ekonomik ve cinsel istismardan korumak; anne, baba ve çocukların bakımıyla yükümlü olanların yanı sıra devlet ve toplumun ortak sorumluluğudur.

Türkiye’de çocuk haklarına yönelik olarak ortaya çıkan karanlık tablo, çocuk haklarının ülkemizde sadece kâğıt üzerinde kaldığını göstermektedir. Eğitim ve yaşam hakkı başta olmak üzere, Türkiye’de çocukların en temel haklarının tehdit altında olduğu gerçeği göz ardı edilmemelidir. Çocuk hakları, aynı zamanda insan haklarıdır.

Çocuk Hakları Sözleşmesi temelinde demokratik, eşit ve özgürlükçü politikalar üretilmeli ve çocuk Hakları Sözleşmesine konulan çekinceli maddeler kaldırılmalıdır. Tüm çocukların parasız, nitelikli, laik, bilimsel, kendi anadilinde kamusal eğitim alması için gereken adımlar atılmalıdır.

Eğitim Sen olarak,  çocuk hakları alanında yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen, dünyada ve Türkiye’de yaşayan tüm çocukların ‘Dünya Çocuk Hakları Günü’nü kutluyoruz” 

Bu haber toplam 128 defa okunmuştur.
Etiketler:
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz yorum eklenmemiştir.
Yeni Doğuş Gazetesi ©1986 - Tüm Hakları Saklıdır, Kaynak Gösterilmeden İçerik kopyalanamaz.
.
Mersin Haber
Oluşturma süresi(ms): 1